22 Şubat 2011 Salı

...

- Hep iyi bir yalancı olmak istemişimdir biliyor musun? Ama hiç beceremiyorum be Sırdaş. Keşke beğenmediğim insanlara “ne kadar güzelsin” diyebilsem bende, ne kadar boktan ve boş olsalar da yüzlerine gülebilsem, arkadaş olabilsem onlarla, gözlerine bakarak seviyorum lan sizi diyebilsem. Yapamıyorum Sırdaş. Kendimi de satamıyorum onlar gibi, ben şöyleyim ben böyleyim diyemiyorum, çünkü biliyorum ne kadar gerizekalı olduğumu ve susuyorum. Kimse de gelip sen de kimsin demiyor…

***

-İçimi böyle yakan şey ne Sırdaş?
-Hayallerin seni zehirliyorlar dostum.
-Yardımcı olmaları gerekmiyor muydu?
-Sanırım son kullanma tarihleri geçmiş.

***

- Ben sustukça üstüme geliyorlar Sırdaş. İlgi çekmek için susuyorum sanıyorlar, anlamıyorlar beni. Oysa kurulan bir oyuncak gibiyim şimdi, bıraksınlar iyice gerileyim, dibe vurayım... Zamanı gelince onlar için dans edip, şarkı söyleyeceğim zaten... 

*** 

- Bazen çocukken yaptığım gibi dolaba saklanıp ağlamak istiyorum Sırdaş. İçli içli ses çıkarmadan...

12 Şubat 2011 Cumartesi

Kısa Kısa

Son üç saattir çektiğim fotoğraflara bakıyorum rastgele. Dostlarla, eski sevgililerle geçirilen güzel anlar. Hüzünlendim gece gece, oysa hiç üzgün bir anın fotoğrafını çekmemişim, gülüyoruz hep. Bakarken her fotoğrafa bir hikâye yazmak geldi içimden. Uydurdum da bazılarına, neşeli şeyler olsun istedim. Bazı fotoğraflar o kadar güzeldi ki gülümsedim sadece, benim kötü hikâyelerime kurban gitmeyecek kadar güzellerdi çünkü. Hatta keşke iyi bir yönetmen olsa da benim bu içten gülümsememden bir kısa film çekse ve ben gittikten sonra o filmi izleyen dostlarımın beni öyle hatırlamasını istedim. Son zamanlarda onlara gösteremediğim halimle. Gülümserken…

***

Geçenlerde çok sevdiğim bir dostuma “artık eskisi kadar neşeli değilim değil mi?” diye sormuştum. O da “Hepimiz öyleyiz ki, büyüdük be abi, ama merak etme ben seni tanıyorum” demişti. Çok duygulanmıştım o söze. Bir insana söylenecek en güzel şeylerden biri bence “Seni tanıyorum” demek. Kaç insan birbirini gerçekten tanıyıp anlayabiliyor ki?

***

O kadar tembelim ki bırakın bir şeyleri başarmak için çaba sarf etmeyi, düşlerimin sırtına biner oldum. Evet, resmen hayallerim taşıyorlar beni. Umarım onlar da benim gibi dayanıksız değillerdir yıkılıp düşmez, beni yarı yolda bırakmazlar…

***

Her boku bildiğini sanan ve her şeye yorum yapan ve sürekli kendisiyle övünen insanlara inat, herkesin duyacağı şekilde bağırmak istiyorum “Ben bir geri zekâlıyım” diye ama susuyorum işte…

***

Küçükken büyükleri anlayamadığım için kafalarının içinden geçenleri gösteren bir alet icat ettiğimi hayal ederdim. Keşke öyle bir şey olsa da herkesin gerçekten ne düşündüğünü kafalarının üzerinden okuyabilsem istiyorum hala. .mına koyim öyle oyuncular var ki aranız da küçücük çıkarlar için oscarlık performanslar sergiliyorsunuz. Korkuyorum sizden…

***

Küçükken çok dindardım, sürekli dua ederdim. Kendim için ailem ve sevdiklerim için güzel şeyler isterdim tanrıdan. Sonra dualarımın gerçek olmadığını görünce ve işler normalden de daha fazla boka sarınca kızdım tanrıya. Hatta hayatla ilgili bu planlarımı öğrendiği ve beni kıskandığı için benim küçük mutluluk isteklerimi bozduğunu düşünürdüm. Bir çocuk ne kadar kızabilirse o kadar kızgındım tanrıya, hatta hayallerimi ona söylediğim için bozuyor diye ondan gizli hayal kurmaya çalışırdım çocuk aklımla.

***

Bir gün birini gerçekten çok seveceğimi hissediyorum.

12.02.2011
H.Ali Söyler

6 Şubat 2011 Pazar

Konuşamıyorum

Küçükken aynaların içinde birilerinin yaşadığına inanırdım, neşeleri yerindeyse güzel,  moralleri bozuksa beni çirkin gösterdiklerini sanırdım. Bu yüzden hep komik şeyler söylerdim aynalara, sırf beni güzel göstersinler diye. Sonra sinirlendim bir gün ve çok uzun zaman yalnız bıraktım onları. Hala da aram yoktur aynalarla. Aramadığım arkadaşlarım gibi ne zaman tesadüfî karşılaşsak geriliyorum, söyleyecek bir şey bulamıyorum. Onlarda çok hüzünlü bakıyorlar bana ve çok çirkin gösteriyorlar beni. Komik şeyler söylemeyi bıraktığım için kızgınlar galiba bana. Bir gün anlarsam niye sustuğumu anlatacağım onlara ya inanın bilmiyorum ben de neden sus pus olduğumu.

Bu satırları da yazmazdım ya, bu sabah onlardan biri konuştu benimle.  Yüzümü yıkamak için girmiştim banyoya.  Yine bakmadan çıkıyordum ki, arkamdan ürkekçe “Nasılsın Ali?” dedi. O kadar şaşırdım ki ne diyeceğimi bilemedim. Normalde onlar benimle konuşmazdı hiç. Sadece ben konuşurdum, onlara komik şeyler söyledikçe güzelleşiyordum diye susmazdım hiç hatta. Zaten hangi çocuk gülünce güzelleşmez ki, değil mi? Ama beni şaşırtan onların ilk defa konuşması olmadı, soruydu beni şaşırtan. “Nasılsın Ali?” sorusu. Yavaşça dönüp baktım, neşesi yerindeydi muhtemelen ki güzel görünüyordum. Ama konuşamadım gene. Soruyu düşündüm, cevap bulamadım. Aklıma bir anım geldi. Küçükken bir hemşire bana aşı yapıyordu, ne aşısı o diye sormuştum? “Gevezelik aşısı” demişti. Galiba susmam için vücuduma enjekte edilen o zayıflatılmış mikrop, zayıf bedenimi ele geçirdi benim. Bunları düşünüyordum ve konuşamıyordum. Dönüp çıkmaya davrandım. Tam banyodan çıkarken dayanamayıp tekrar baktım ona, bu kez çok çirkindim. Hevesi kırılmıştı, hayal kırıklığına uğrattığım onca insan geldi aklıma. Utanmasam gözlerime dolan o katrelerin yanaklarımdan aşağıya süzülmelerine izin bile verecektim. Duruma uygun çocukken yaptığım bir espri gelince aklıma, “Seni görünce gözlerim dolar, kulaklarım mark” diyip kaçtım oradan.

Haci Ali Söyler
06.02.2011
Bahçelievler